2.11.2010

Pistanbul

Benim zamanımdan önce İstanbul güzel bir kadına benzetilirmiş. Çocukluk dönemimin sonunda bu güzelliği sadece parası olanların rahartça yaşayabildiğini farkettim. Daha sonra bu şehrin orospuluğu Sulukule mahsulüne döndü (ve evet ilginçtir ki oradaki kaçak genelevlerle ilgili bilgi sahibiyim). Eskiden ada vapuruna binerken eldiven giymemiş kadınlara bayağı gözüyle bakılırken ben şemsiyeye şemşiye dendiği zamanlarda doğdum. Şehir ne zaman varoş kaltağından "su katılmamış öküz"e dönüştü bilemiyorum. Yağmur çiselerken yoğmıra şömsiya nidaları yükseliyor artık buralarda. Bir noktada, ki o kadar da uzak bir gelecek değil, ayakkabılarının topuğuna basmadığı için insanlar dışlanacaklar. Biz Türküz konu başlığında listelenen özelliklerden sadece her Türk asker doğar lafı önem taşır oldu. Anne ve kızkardeş kutsallığı da sadece dilde mesela. Sokakta annesine küfredildi veya kız kardeşine laf atıldı diye adam bıçaklayabilen humanoidler eve döndüklerinde kardeşlerini dövüp annelerini tehdit ederek paralarına el koyabiliyorlar üstelik. Kızın hayatında başına gelmiş tek tük güzel şeyse kilim seçerken "Seni o kilime dürüm yapar yerim." şeklinde atılmış laf gibi şeyler oluyor. Öküzlük cinsiyetle bağlantılı olmadığından stereo olarak geliyor ve aynen geldiği gibi kanıksanıyor. Kitap okumanın entellik, enteliğin zayıflık olarak algılandığı bir şehir artık burası. Aslında şehirden çok köpeklerin bile cinsel obje olarak göründüğü ancak seksin imasının dahi, küfürler haricinde, tü kaka cıs olduğu büyük bir köy. İnsanlarının Araplara özenmeye başlaması din adamları tarafından güdülmeye başlandıkları zamana denk geliyor. Asla onlar ve çobanları kadar zengin olamayacaklarını farketmeseler de sokağa sıçmaya başlayarak Araplaşma yolunda büyük ama insanlık için DEV bir geri adım attılar. Ben de bu Arabesk dinleme yavşaklığını anlayamıyorum lakin Boğaza bakıp duygulanan insanları ibne diye yaftalıyor bu şehir. Önemli değil gerçi bu çünkü fonda Emrah Ablak karikatürlerindeki öküzlerin baharey obaroy helelöy şeklinde örneklenebilecek sesleri yankılanıyorken İstanbul Boğazı sadece "su lan işte".

4.10.2010

Her şeyin bir şeyi var

Konuyla ilgili pek birşey bilmesem de bu sefer sevgiden bahsetmek istiyorum.

Efenim bu olgu çok çeşitli. Arkadaş sevgisi, evebeyn sevgisi, araba sevdası ve hatta ayak fetişi gibi türleri bulunabilmesinin ötesinde bu klasmanların her birinin içinde değişik şekillerde görülebiliyor bu duygu.

Shakespeare zamanlarında (ki tam tarihi bilmiyorum geçen sene de olabilir) her duygunun ayrı bir organdan kaynaklandığına inanılırmış. Şehvetin karaciğer kaynaklı olduğunu Macbeth ve Julius Caesar isimli eserlerde görebiliyoruz. Düşününce bizim şimdi içtiklerimiz o zamana kıyasla sulandırılmış bebe formülleri. Gelmeye çalıştığım nokta içip içip yürüyen her şeye tecavüz etmenin normal sayıldığı zamanlarda, insanlar "karakaçana bak vışş" derlerken karınlarının sağ tarafında ağrı olurmuş. Buna şartlanma da denebilir "azdım üstelik karaciğerim ağrıyor... hmm..." şeklinde kurulan mantık bir yerden sonra direk "karaciğ-memekuku" haline geliyor.
Ama eskidenmiş o. Şimdi teknoloji ilerledi karaciğerin beyinden haberdar bile olmadığı öğrenildi ve poetik doktorlar (ki bunlar bildiğin gerizekalıdır) "Evet aşkın karaciğerle alakası yok. Zaten karaciğerin kendini yenileyebilmesi ama aşk yarasının kapanmamasından belliydi" gibi açıklamalar geliştirdi.
Henüz Türk Tabipler Birliği emolar doktor olamaz gibi bir açıklama yapmadığı için ufukta hala kara bulutlar var (bu bulutların çoğunun saçı çok acaip).
Öte yandan günümüz edebiyatının da şişirmesiyle aşkın kalple falan alakadar olduğunu savunanlar hala mevcut.

"Göğsüm yanıyor, kalbim pırpır atıyor, midemde kelebekler var" gibi söylemler türedi.
Romantizmden uzaklaşamayacapımıza işaret olan bu kalıplara açıklama getirmek istiyorum ki bitsin bu duygusal ıym mıym hmam çksvyrm kafaları da evrilelim ve "Gördüm işte baktın kızın kıçına" triplerinden de kurtulalım. (Ayrıca baktım evet. Kocamandı, görüş alanımın %çokunu kaplıyordu bakmamam mümkün değildi napabilirim?)

Göğüs yanması büyük ihtimalle reflü canım. "Sabah kahvaltısında simit ve ayran hem çok ekonomik hem çok sağlıklı oluyormuş." Arkadaşım. Bak. Sen sabahın köründe gelip dişinde susamlarla benimle bağırarak konuşuyorsun. Beni de bir kadın yetiştirdiği için bünyeme sonradan eklendiği bariz duran bir kibarlık tavrı içinde söylediklerine sadece kafamı sallamak yerine gülümseyerek de cevap veriyorum. 10 dakika sonra susam mideni yaktığında bana aşık olmuyorsun. Gayet annemin kabahati bu "Ümitlendirdi ama sevgilisi varmış..." demenin anlamı yok.
Kalbin pırpır atması ise mümkün değil. Pır atmak diye bir kelime grubu da yok hatta. Pır atmak anca gelecek neslin jargonunda şimdinin "atar yapmak" gibi bir anlama gelebilir. Şimdi aklıma azıcık osurdum demek gibi bir şeyleri getirdi. Kalple bağdaştırmayın bunu bir garip oluyorum. Taşikardidir diyecektim kendi dikkatimi dağıttım. Aşık olup kalbi cart curt salan var mıdır lan? Ya da herhangi bir koşulda kalp kapakçıklarından bırt pıtıpıtıpıtı gibi sesler çıkıyor mudur? Bilemedim şimdi.
Midendeki kelebeklere gelince... Ulan siz yapıyomuşsunuz bütün benzetmeleri sindirimle alakalı? Ben ne diyim ki şimdi? Hava yutmuşundur ya üstten çıkacak o ya da 8 metre daha gidip tıs edecek. Ki çok gariptir bir çok kız sesli osurursa hemen sonrasında inca bir ay sesi geliyor (ağızdan lan! hayvanlara bak ya...) ki bu da cinayete kaza süsü vermektir direk.

Materyalist takılınca sevgi konseptini anlamak zor oluyor anlayacağınız. Mesela sevgilim benim neyimi beğeniyor pek bilmiyorum ama sürekli bir ayy canım efektini müteakip mıncırılma seansları yaşıyorum. Mıncıkladığı yerleri beğendiğini düşünmeye itti bu davranış. Öte yandan ben kendisinin gözlerini çok beğeniyorum lakin kan tutuyor beni. Mıncırmayınca sevmiyorsun diyolar. BAH. Bu klasik sevgi gösterme yöntemlerini kullanmayınca sevgiliden trip dişi arkadaşlardan "oha hayvan" tepkileri alıyorum.
Daha önce bahsetmiştim çiçek bitkinin cinsel organıdır. Almam kesme çiçek sevgilime kesinlikle. Geçen gün arkadaşlarının yanında bunu söyleme gafletinde bulundum. "Oha öküz çiçekler renkli ve kokuyorlar." dendi. Bunu diyen arkadaşlara en yakın sex shop'a gitmelerini tavsiye ediyorum. Renk koku neymiş bir öğrensinler. (Dev bir göt olmuşluk hissi yaşamışım bu kadar içimde kaldığına göre.)

Zaten küçük yaşta küçük prensi okumaya zorlanmış biri olarak basmakalıp konsept davranış ve cümlelerden tiksinen biri oldum. Bioloji bilmeseydim de çiçek almazdım herhalde. Kağıttan falan yapardım.

Bir diğer basmakalıp konsept olan "Ayy bak Maaamut penguenler de tek eşliymiş ne şirin." veya "Maaaamıııt Arzuberkin Anneannesiyle dedesi 85 yıldır evlilermiş ne hoğş" söylemleri var. Bu lafların temel tercümesi "Başkalarının götüne bacaana bakmak yok Mahmut"dur. Biz erkek ırkı olarak dişi ırka kıyasla gerizekalı olduğumuz için kız konuşuyor olarak etiketleyip hııı evet hoşmuş cevabını yapıştırıyoruz. Bir ademoğlu da çıkıp "Lan bir penguen neden çok eşli olsun ki hepsi aynılar." veya "Arzuberkin anneannesi ve dedesi 40 yıldır Alzheimer'la boğuşuyor. Anaokulu aşkı onlarınki." demiyor.
Gerçekten gerizekalıyız. Dünyayı yönettiğimize bile inandırdılar.

Neyse
Bir de ete dair yanı var bu sevgi denen şeyin. Adına da derler seks. Kadınlar seksi erkeklerden daha sık düşünür. Erkeklerin sapık olarak sıfatlandırılması ise kadınların sandalyede sağa sola sallanarak bile tatmin olabilmeleri ve erkeklerde topluluk içinde masturbasyonun bir erkek tarafından bile en azından OHA efektiyle tepki görmesidir.
Bu arada geçen gün otobüste yanımdaki adam, 10-15 dakika pantolon üstünden takıldı gayet. Kesinlikle oha diyemedim. Neye bakıyor diye merak ettim önündeki teyze arkasında Sütaş ayran reklamı olan bir gazete okuyordu. Belki teyze hoşuna gitmiştir diye düşündüm ama ne bileyim şimdi. Herkes ayrı kafada. Nette ampüte cüce gay pornosu bulmak bile çok kolay. Ben teyzeye bakınca oha bu derinin içine 4 kadın sığdırılır gerersen diye düşünüyorum; yanımdaki adam ben o karıyı gererim abi diye düşünüyodur. Bilemiyorum. Her şeyin bir şeyi var (her kör satıcının kör bişeyi... neydi lan o? alıcının satıcısı? satıcının köpeği? atasözünde kör köpek olur mu olur aslında?)
Neyse dağıldım 31ciyi düşününce.

Nerde kalmıştım?

hah. Şimdi aıy ne fesatsın tepkilerini sık alan pipili arkadaşlarıma bir tavsiyem var. İlişkinizde en çok cinsellikle ilgili espri yapan kim? Yaaa dimi? Sonra da masum ayaklarına yatıyolar.
Hemen "Ay Ayşe inanamıyorum sana yağne bütün kadınlar da aynıymış ayol" moduna girmeyin. Kültürel bişey bu. Rusya'da bir kız 16 yaşında ve bakireyse bi sorun var diye düşünülüyor. Burada evli değilken el ele tutuşan orospu oluyor. Ki bakın bu da gene anne anneanne kabahatidir. Erkek düşüncesi olsaydı şimdiye kadar birimiz mutlaka çıkıp "o ne biçim orospu ya? kendimizi beğendirmek için o kadar kasıyoruz olmadı para döküyoruz belki veriyor" derdi.

Çok sığ olduğumu düşünüyorsanız size küçücüğk bir tavsiyem var. Balıklama atlamayın. Boynunuzu kırarım. Yaparım bunu.

öptüm baay

ps: öptüm her yerinden lafı ise iki cinste de aslında neremi öpmeyi istiyo acaba sorusunu ortaya çıkarıyor ki bu hepimizin hayvan olduğunu görmemiz için Darwin'in Origin of Species'ini okumamızın şart olmadığını gösterir.
pps:şimdi okuldayım ama evde yazıyor olsaydım Bloodhound Gang- The Bad Touch dinlerdim

16.08.2010

OHA!

Bilmem farkında mısınız ama evrim için teori diyenler (ki maymun teorisi diyeni bile duydum ki bence kişinin zekasını belirten bir söylem bu) sadece etrafa bakarak evrimi görebilirler.
Ahtapotlar geleceği görmeye başladı demek istemiyorum (mutantsın Paul'cuğum senin olayın bireysel bir evrim). Ben geçen gün sessiz uçan sivri sinek gördüm...
Martı sesinden duymamışsındır diyebilirsiniz fakat nedense kanatlı götler o saatte (kargaların kahvaltı yapmasına mı şaşırmışlardı bilmiyorum ama) viyaklamıyorlardı. Minyatür dişi vampiri görmem de tam o ana geldi. Gözlerimiz kenetlendi. Sivrikızdan çıt çıkmıyordu... vız da çıkmıyordu tabi...
Uzun süredir ilk kez korktum çünkü tam gözümün önünde havada asılı duran ve hiç ses çıkarmayan bir varlık vardı. Belki bir önceki gece duvar kağıdına eklediğim sineğin hayaletidir diye düşündüm fakat onu da duvara bir öncekinin yanına yerleştirince cismi birşeyle karşı karşıya olduğuma şüphem kalmadı. Dede ağızlarını bırakmak gerekirse benim bu olaydan anladığım şey şudur.
Ya bu hayvanlar artık sessiz uçacak şekilde evrildiler ya da eskiden de sessiz uçabiliyorlardı ama damar görünce hücuum diye bağırarak dolaşıyorlardı ve şimdi bunu yapmanın aptalca olduğunu farkedecek kadar zekileşerek evrim geçirdiler. Geçirildi bir evrim yani. Bir şekilde oldu bu.

Martılara gelince...
Kendimi tamamen hayvan sever olarak adlandıramayacağımı bana gösterdikleri için kendilerine teşekkür ediyorum. En sevmediğim hayvanın martı olduğuna karar verdim. Tadları da saman gibi oluyor zaten.
Ben balkona çıksam karga bokunu yiyene kadar arkadaşlarla geyik yapsam illa polis çağırılır. Bu kuş beyinliler (ki kuş oldukları için şu an bir tatminsizlik yaşıyorum) konuşacak konu bile yokken sabaha kadar gev gev takılıyorlar. Uyumak zaten kodumun sıcakları yüzünden zor bu hayvanların (gene o his bak) sesleri yüzünden ben sabah sinek görünce "ulan acaba duvarın tepesine kadar sessizce tırmandı da ordan süzülerek mi indi?" diye düşünürken buluyorum kendimi. Ki kendime olur mu öyle şey dediğim anlarda çok utanırım ben. Planör gibi takılan sinek fikri ise hayalet sinek fikrinden daha saçma...

neyse
sıcak
ve ben bu blogu yazmayı bir aydır erteliyorum bu güzel caaaanım sıcaklar yüzünden.
Geçen gün nem oranı %100 idi... bir bardak suyun nem oranı kaç diye merak etmiyor değilim...

9.07.2010

what do we want? BRAINS! when do we want them? BRAINS!

Gün geçmiyor ki kendimi daha bir psikolog, efenim, daha bir "kafatası muhteviyatı benden sorulur" hissiyatıyla dolu bulmayayım.
Yaz okulu için kendi okulum olan Bilgi üniversitesini değil Boğaziçi üniversitesini seçtim. Bu nedense daha bir eyt kendim dedirtti. Bu okulu seçmemin sebebi bizimkisinden daha ucuz olması gerçi. Farkla PS3 alma planı yapıyo olmasam ne seçicem zaten di mi? Bina ne öğretebilir ki zaten... (ya da BANA ne öğretebilirler ki?) breh breh falan

Neyse şu büyük dağları ben sıçtım havasından çıkarak söylemem gereken birşey var ki o da şudur: ben lisemi çok özlemişim. Boğaziçi güney kampüs bildiğiniz üzre Robert Kolej'in ilk yeri. Sonra Arnavutköy Kız Kolejiyle birleşmişler ve içgüveysi olarak Arnavutköye taşınmış Robert. Kendi evini de kardeşine bırakmış gibi olmuş ama kız evi de bir değişik be kardeşim... Okula bi bakıyosun çükünüzü güvenliğe teslim edin der gibi binanın (Gould Hall) üstünde hayvan kadar American College For Girls yazıyor. (gerçi bu son cümle -miş'li geçmiş zaman ekli olmalı artık çünkü erguvan denen bir bitki kardeşimiz soldan soldan bu yazıyı siliyor. ben mezun olduğum sene sadece ican college for girls yazıyordu. Yakında or college for girls yazacak.

Bu psikoloji okuma olayım da transhumanist yapımla birleşince süper bir şey ortaya çıktı. Bilişsel nöropsikoloji masterı yapmaya karar verme sebebim de bu zaten. Şöyle ki bu meslek yapay zeka yaratımında çok faideli olabiliyor. Hatta o yapay zeka abi beni kimse anlamıyor ya diye geldiğinde "gel canım yan programları ve virus korumanı kapat anlat bakalım neye kızdın" diyebiliyoruz.

Gerçi ben bu yapay zeka konusunda da biraz kararsız gibiyim. Lisedeyken "flesh is the new metal" diye bir motto edinmiş ve genetik mühendisliğini kafama koymuştum (lakin bu konuda hiçbişey yapmayınca bağ yerine dağ oldu o plan).
Nedir bu yapay zeka yaratma merakı?
Yani "abi biz oturalım o çalışsın" gibi bir sebep varsa bu direk akıllı alet yapalım demek oluyor. Şayet yok abi hayat karbon bazlı olmak zorunda değil sibernetik hayat yapalım diyorsan bu gayet naif ama içinde süper idealist bir sevgi barındıran bir söylem oluyor. Benim kafamı karıştıran iki sebebin birbiriyle iç içe olması.
Madem hem akıllı alet istiyosun insan zekasını şablon olarak kullanma mesela. Lassie diye bir dostumuz var (ki dizide ne dediğini pek anlayamıyorlardı) onu taban alalım yapay zeka araştırmalarında? Çok akıllı bir köpek olsun ama köpek olsun yani. İnsan gibi yaparsan git gazetemi getir dediğinde bir noktadan sonra en iyi ihtimalle (yapay zekanın pasif agresif olması durumunda) gazetenin bulmacasını çözer de getirir. En kötü ihtimale örnek ise arkadaş kızdığında çok afedersiniz o gazeteyi anüsümüzün iç çeperiyle okumak zorunda kalışımız olur ki Fatih Ürek bunda pek sorun görmeyebilir (okumayı bilmiyodur demek istemedim).
Lakin hatırlıyorum bir bölümde Lassie başka bir collie ile iş birliği yapıp (ki niye o cins it seçmişler bilmiyorum en zeki olan mıdır nedir?) voltran oluyorlardı. Araya parantez girdiği için biraz karışmış olabilir ama şunu demek istiyorum. Yapay kardeşimiz Zeki'yi networke salarsak başka yapay kardeşlerimizle fikir teatisinde bulunup elenen göt olduğumuz kanaatine varabilirler. Amacımız potansiyel robot isyanını önlemek olduğundan bunları networke salmak yerine hepsine fiziksel bir vücut verelim. 10 tane robot lazımsa sayıya ters orantılı gelişmişlikte zeka yaparız olur biter. 1 milyon robot mu lazım? Al karınca. 30 mu lazım? Keçi veya koyun. Hatta cam temizletmek için yapılanlara lama kafası koyalım hem tükürüyolar sub routine eklemekten kurtuluruz.

Lakin yapay da olsa zeka zekadır diyen insanlar (ki yukarıda yazdığım sıralamada 2. grup oluyorlar) genellikle azınlıkta ve ezilmekte olanlardır. Hayata saygısı var diye hippie olarak adlandırılacak olan bu kesimin azınlıkta olması, çoğunlukta olanların "beat-nik -> bitnik -> bitlik -> bitli = pis" şeklindeki düz mantığından (evet herkes türk) çok acınası bir durumdur. Bu sevecen ve idealist azınlığımız "bak lesi gene günü kurtardı haydi gidelim büyükanne meri bize sıçak çikolata yapsın" diye düşünürken çoğunluk "ulan it biraz daha geç kalsaydı çocuklar donacaktı. bu aletin kıçına roket ağzına lav silahı koyalım. hem hızlı gider hem varınca ısıtır." şeklinde düşüneceğinden insanların hayatını kolaylaştırsın diye yaptığımız aleti cart diye silaha dönüştürürler. Lassi3 adlı robotumuz bundan şikayetçi olmayabilir. Lakin iti geliştirelim daha çok çalışsın zihniyetinin yan ürünü olan bir düşünce akımı da "robot lan işte ne sevicem" diyip ödül mekanizmasını gözardı edecektir. 5 dakika önce çoluğun çocuğun hayatını kurtarmış robota "Çamurlu şimdi o. İçeri almayalım gece dışarda dursun. Paslanırsa yeni bacak taktırırız." muamelesi çekmeye gider bu.
O yapay zeka isyan etmesin de napsın?
Adamı köle de yapar orasına burasına kablo sokup pil de yapar.
Haksız mı?

Öte yandan karbon bazlı olduğum için (henüz) biraz androsantrik düşünmem gerekiyor(muş). Bu yüzden insan arkadaşlarıma alternatif çözümleri hatırlatmak istiyorum.
Mentat olunuz.
Frank Herbert Dune adlı eserinde robot kardeşler öcüleşip insanlığı tost makinesinden korkar hale getirdikten sonra insanlar "abi bak yapmayalım bilgisayar falan ilerde çok göt oluyolar" diyerek insan beyninin hesap hızını ve hafızasını geliştirerek "Kanka Osman 15 basamaklı sayıları kafasından çarpabiliyor." geyiğinin dibine vurup insan bilgisayarlar yapmışlardır. Bu "Oha abi süpermişsin." diyebileceğimiz zekilikte adamlara melanj baharı yüklediğimizde ise o abi bize dönüp "Babandır süper biz süperi kapıcıya veriyoruz bakkala giderken binsin diye." der.
Fekat melanjımız yok...
Lakin beyin geliştirme egzersizlerine şimdiden başlayabiliriz.
Benim bu konuda bir kaç fikrim var. Birkaç mevcut uygulamayı da geliştirerek daha zor hale getirdim.
strateji oynayın go manyağı olun demiyorum ama bence bunlar WoW'dan daha faydalılar. Şimdi laf ettirmem WoW'a diyen arkadaşları da peşinen susturmam gerekebilir biliyorum. Onu da şöyle yapıcam. Aziz ve muhterem klavye tıklatıcı ve mouse sürükleyicilerim... farmvilleden daha kompleks bir oyun diye WoW oynarken kafa çalıştırdığınızı sanıyorsanız 3 e basın...
neyse
oynamayın demiyorum hobi olarak gene oynayın da robot gelince elinde +5 flaming sword olması birşey değiştirmeyecek. Amca +pi yangın tüpünü ekleyiverir kafana "oha ensem patladı grafikler süpermiş" dersin.
konuyu saptırmayın amaç beyni geliştirmek. amaç buyken benzer şekilde tepişen eşek, aç hipopotam, keş doktor gibi oyunları da oynamamak gerekiyor. Karşımızdaki scripte dayalı olmasın ki bütün rakipler gelişsin. E ben bilgisayarda satranç oynuyorum çok gelişiyorum diyebilirsiniz. Fekat Sarah connor Chronicles'daki satranç programı (kendisi Turk'tü) ilerde ne hale geldi gördük...

Hafıza geliştirmek için ise bridge oyuncularının yıllardır kullandığı bir yöntemi kullanabilirsiniz. Kendisi şöyle: bir deste kağıt alınır elde 4 kart kalana kadar kartlar tek tek açılır sonra eldeki 4 kartın ne olduğu hatırlanmaya çalışılır. Bu basit bir kart sayma yöntemi olduğu için bir süre sonra kolaylaşacaktır. Benim önerim Monopoly Deal adlı oyunun kartlarıyla aynısını yapmak. Neticede sinek asını hatırlamak kolay kendisinden her destede bir adet bulunuyor. Kartta caddebostan yazınca durum değişiyor ama. Şahsen normal desteyle bu egzersizi yaptığımda kafamda bir checklist oluşuyor ister istemez, sinekler bitti falan gibi şeyler geçirebiliyorum aklımdan ama monopolyde öyle olmayor, olamayor. Doğumgünü kartı ne lan, kaç tane vardı bunlardan diye çığırıyorum.

Bir diğer egzersiz ise detayları düşünebilmeyi geliştiriyor ki en kolayı bu ama bence en eğlencelisi. Şöyle oluyor: uyumadan önce bir senaryo belirleyip bunu bütün detaylarıyla incik cincik planlıyoruz. Örnekle daha iyi anlatabilirim sanırım çünkü demin dediğimden ben de birşey anlamadım. Mesela ben geçen gün toprak altında bir şehir nasıl olur, nası yaparız, ne lazım gibi birşey düşündüm. Elektrik sistemiydi, "iç mağaraya seramsı bahçe yaparsak klostrofobiyi yeneriz" falan diye düşünerek vault 101, umbrella complex ve beyaz karınca yuvası karışımı birşey tasarladım. Gerçekçiliği tamamen kenara atmak gerekiyor çünkü bir noktada iç ses iyi güzel de para nerde derse al o egzersizi hüzün dolabına koy yani. Bunun garip bir yan etkisi var ki ben çok seviyorum böyle olunca. Atıyorum süper bi kapalı ekosistem tasarladığınızda uyumadan önce buraya çok odaklandığınız için rüyada o mekanlarda geziyorsunuz. Dertlerin tasaların bu mekanlara yansıması da heyecan oluyor süs oluyor. Karamsar olmamak lazım.

Diyeceklerim bu kadar sayılır... Lakin bir Autonomour revolt falan olursa raz abi kurtar bizi neydi o egzersizler falan demeyin. Direk satarım Skynet'e ispiyonlarım haberiniz olsun. Zaten evrim pat diye olsaydı akıllı tasarıma inananları ciddiye almamız gerekirdi. Egzersizlere başlayın.
Haftaya sınav var yapıcam.

Not: 2 hafta önce yapmur yağdı. Ben osuruktan nem kapan biri olduğum için modemim de elektrik fırtınasında tırstı ve katatonik oldu. Uzun süredir bu yüzden yazamıyordum. Özlemişim. Uyumadan önce şuraya odaklanın (0))) hehehe

25.05.2010

duymadıklarımız bilmediklerimiz (belki bir belki tek)

Memlekette muhteşem şeyler de vuku buluyor...
İcadından sonra uzun yıllar yurt dışında yaşadığı için ülkemizde adı pek duyulmamış, sığır jelatininin mucidi, özümüzden bir parça, göğüsT gabardanımız Celalettin Saydambıngıl 110 yaşını aile arasında düzenlenen küçük bir toplantıyla kutladı.
"Ülkemizde jöle olarak bilinen yurt dışında Jell-o diye adlandırılmış olan besinin ecnebilerin bana Celalettin Saydambıngıl yerine kısaca jello (celo) diye hitap ettikleri için bu isme sahip olması benim için yeterli." diye açıklamada bulunan Celalettin bey sonrasında aniden celallenip bastonunu kaptı ve muhabirimizin üstüne yürüdü. "Ben kendimi kendime ıspatladım lan! Dünyada adım her an tekrar ediliyor. Sen bilmesen ne olur deyyus? Herkes beni bilse ne olur ki?" diye bağırdıktan sonra dengesini kaybedip düştü. Hastaneye kaldırılan Celalettin beyin kalçasının kırıldığı öğrenilirken sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi. Kalçasının durumu ise platin takıldıktan sonra belli olacak.
konuyla ilgili yorum yapan torunu Cem Saydambıngıl (12) "Hep bir sayborgla tanışmak istemiştim. Bizim aileden çıkması gerçekten hoş bir süpriz oldu. Söz konusu metal eklentinin dedemin kıçında olması biraz hayal kırıcı olsa da ben zaten arkadaşlara olayı böyle anlatmayacağım için sorun yok pek." dedi.

14.05.2010

Ne lan bu sıcaklar?

Son zamanlarda bırakın yazı yazmayı kıçımı kaldırıp derse girmekte zorlanıyorum. Böyle birilerine dönüp lan niye herşeyi ben yapıyorum direktif vermekten başka bi bok yapamıyo musunuz siz demek geliyor ama her zamanki gibi üşeniyorum.

Geleceğe dair bir sürü planlarım var bir çok kişi gibi lakin ben şu an plan yapmaktan başka bir şey yapabilecek halde değilim. Karar vermek başarmanın yarısıdır diyorlardı bir ara ben de buna uyarak aldığım kararları duble sert alıyorum ki olmuş gibi olsun falan.

Duble dedim de aklıma geldi. Ben alkolü bıraktım. Challenge eksikliğim varmış gibi. Böyle boş boş oturup mavi olipsli soda içiyorum.

neyse
Aldığım kararlar arasında cafe açmak gibi şeyler var ki bu konuda girişimde de bulunabilirim lakin gene başa dönüş yaparak demem gereken birşey var... ÜŞENİYORUM anasını satayım ya.
self servis mekanlara girmek bile istemiyorum hatta. Şayet girmek zorunda kalırsam da masaya oturup garsonun adı mı Self demek geliyor.

Ve bunların suçlusunu biliyorum. Sıcaklar...
Gezegenimizdeki hayatın kaynağı... eski bitkileri öldürüp karbon yakıta çeviren, yenileri yaşatıp ineklere besin yapan, insanların sabah kalkmalarına sebebiyet veren canımız yıldızımız SOL
nefret ediyorum senden.
insanlar sıcağına alıştığı için kışın ısınmak için ceset yakıyorlar daha çok ceset yakabilmek ve yeni ölüler üretebilmek için yakarak ürettiği enerjinin %25ini kullanan ve 2 kilo taşımak için 1 ton demirden yapılan aletler yapıp sıvı ölü tüketimini hızlandırdılar.
Hali hazırda insanlardan nefret ediyorum da bunun primer sebebi sensin lan parlak osuruk.

Senin yüzünden sevgilimin ailesiyle tanışmaya gittiğimde arkamdan heyecanlandığı için mi terledi terlediği için mi heyecanlandı diye sormuşlar koltukta bıraktığım izi görünce. LAN HAYVAN!
Ben cool biliyorum kendimi niye azimle eritmeye çalışıyorsun?
Koltuk kılıflarını değiştirdiler o iz yüzünden.

Henüz Mayıs ayında olmamız beni ayrı sinirlere garkediyor
Hazirandan sonra hemen güney yarım küreyi ısıtmaya başlıyosun yoksa bittin benim için...
Bi daha da gelmem davosa...

Geçen gün Türk Malı adlı gerçekten zorlama kokan dizide "İntikam soğuk emilen bir inektir" gibi bir laf ettiler ve ben kendimi inek memesine yapışmış olarak hayal ederken buldum.
Soğuk inek ne bilmiyorum.
Senin yüzünden hayal gücüm istemediğim şekillerde genişliyor.
Sarıkız naber diye ineğe yaklaşıyorum inekte bir havalar, kafa çevirmeler, yumruk büyüklüğünde burun deliklerinden hıh sesleri falan.

Ayıp olmuyor mu bana?

14.04.2010

et yime yoort yime

Artık göbeğimi parazit olarak görmeye başladığımdan kalkıp diyetisyene gittim. Yasakladıklarını yazmak istiyorum çünkü nefret ettim kendisinden.
liste şöyle:
-bamya YASSAH
-hardal reçeli YASSAH
-kivi kabuğu YASSAH
-elma sapı YASSAH
-kola kutusu YASSAH
-karton YASSAH
Üstelik bunlar dışında da sevdiğim ne varsa yasakladı hayvan... saymaya girişmiycem pek (sinirlerim tepeme çıkıyor ayol)

şaka lan şaka
Parise gitmek için parisienne e gitmem gerekmiyorsa diyet yapmak için de diyetisyene gitmem gerektiğine inanmıyorum.
Zaten dün t-shirt giydiğimde belli bi şekilde kambur durursam göbeğimin görünmediğini hatta bodye gittiğimi düşündürür göründüğümü farkettim. Gerçi bunu Gümüş'ün sergi açılışından önce tanıştığım bir arkadaşı da söylemişti ama sanatçılar da izansız olabiliyor diye düşünmüştüm lakin şimdi anlıyoruz ki sorun onda değil bendeymiş. Kendisinden özür dilemek lazım ama adını hatırlamıyorum (özgür sanırım da attım yani) bi de üşeniyorum tabi.

Diyet ise şöyle olacak. Sabah ve akşam yulaf ezmesi arada (öğlen yani yulafın arasında değil) meyve. Kendime limitsiz sıvı tüketme hakkı verdim. Kilo verince izolasyon malzememi kaybetmiş olacağımdan kandan antifrizin eksiltilmemesi gerektiğine kanaat getirdim. Gerçi yaz geliyor ama serdar ortaç da buralara yaz günü kar yağıyor canım diyor. Bodruma gidersem bunşarkıyla beraber hande yenerin romeo salaklığını aynı anda dinlemek zorunda kalabilirim. Tekilayla beraber garip hisler uyandırıyor bu.

doktor arkadaşlar ama bu çok sağlıksız diyebilirler. Onları uzaktan akrabamız olan deveyle tanıştırmak istiyorum (Darwin'ciyim ezelden muzlar falan dieselden) ki gidip kendisine boynunun şekliyle ilgili sorular sorabilsinler.